Şeker Pancarı Ailesi

Yola çıkarken sabahın kör bir saatinde, günümün nasıl geçeceğini kara kara düşünüyordum. Konya tarafınaydı uçuşum. Uçaktan indiğinizde bu mevsimde, İç Anadolu’nun ayazı yüzünüzü yakıyor. Şimdiden kış başlamış buralarda. Konya- Aksaray yolunda ilerlemenin en tuhaf yanı sanırım tüm renklerin aynı olması. Solgun dünyanın içinden geçerken arabayı süren mihmandarım, İpek Yolu’ndan bahsediyor. İpek yolu’nun tamir memleketi Sultan Han’ı, Şeker Pancarı tarlalarını ve toplayıcılarını gezdirerek son durak noktama teslim ediyor beni. Bir hafta nasıl başlarsa öyle gider demek istiyorum. Toplantılarım var ama düşündükçe gözümde küçülmeye başladılar. Teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanarak son derece kısa, planlı ve neredeyse otomatik bir şekilde yeni bir iş gezisine çıktığımı kabul edersek; Günümün dönüş noktası yolu geçtikten sonra şeker pancarlarının fotoğraflarını çekmiş olmayı istediğimi mihmandarıma söylediğim zaman oldu. Dönelim o zaman diye yanıtladı, ve hayır diyemedim. Tarlanın yanına kadar son model güzel bir araçla yaklaştık. Dikkat edin, işçiler sizi yabancılayabilirler diyerek de hafifçe uyardı beni. Gülümseyerek devam ettim. “Selamın Aleyküm” dedim, onlar da “günaydın, aleyküm selam”.. Sonra konuştuk, traktörlerdeki  pancarları çekmek istediğimi ama önünde durup poz verirlerse onlarla yazımı paylaşacağımı söyledim. Bu yazıyı onun için yazıyorum aslında. Sen niye çekiyorsun dediler fotoğrafımızı..:) Yazarım dedim. Yazı yazıcam hakkınızda..

Sen “Yazar mısın” dediler. Ne diyeyim, olumladım. Nerede çıkacak yazın dediler. Internet sayfamda diye yanıtladım. Pazartesi sabahının güneşi yüzlerine öyle güzel vuruyordu ki, “toplanın, bir kareye alayım sizleri” dedim. Hemencecik bir araya geldiler. Yakındaki şeker fabrikasınının taşeronları onlar. Yüzleri gülen çalışanlar.

Konya-Aksaray arası yer gök bir yolu yaparken uzunca düşündüm; yol bu kadar düz olunca sıkılıyor insan. İniş çıkışlar ve kıvrımlardan yoksun bu yolda, hayatın bizlere zorlukları armağan ettiğini düşündüm. Onlar olmadan anlamı sorguladım. Küçük bir çocuk elbiseli, iş çantalı tarlada “insanım” diyerek fotoğraf çeken kadının kucağına karşılık beklemeksizin atlayıp sarılınca tüm yüküm hafifledi.

Güzeldir memleketimin insanı, güzel. Hele taşramın insanı. Anasının babasının yükünü hafifletir. Özeldir. Erkenden kavruklaşır, sahiplenir toprağını. Ne kadar derinleşse de yüzündeki hatlar, asla kaybolmaz gözlerindeki ve dilindeki çocuksuluk. Emeğe değer verir, emeği yüceltir yurdumun insanı. Bir anda bir araya gelir, birlikte olmanın değerini bilir yurdumun insanı. Büyütmez kendini, öykünmez kimselere, neyse odur işi, akşam evine götürdüğüne bakar.

Şeker pancarı ailesi gibi, memleketimin tüm köşelerini donatmak isterdim. Amaçları işlerini severek yapmak olan insanlarımla, yurdumu büyütmek isterdim. Kendi kendine yeten bir memleketim olsun dilerdim. Aynen bu tarla sadeliğindeki gülümsemeleri, plazalara tıkılı insanlarımın yüzlerinde görmek isterdim. İsterdim ki, “gel bak ne yapıyorum, anlatayım” desinler aynı tarladakiler gibi.. Çocuklarının gözü önünde işine canla başla sarılan insanım gibi.

Yolculuk yapmak işte bu yüzden güzel, kendimizi olduğumuzdan farklı görmemizi engelliyor.

İşlere başlarken bu hafta, harika bir hafta başı yaşadım bu sabah, ve söz verdiğim üzere, tarladaki çalışanlara, yazdım işte.

Sevgiyle,

Ca

Yorum bırakın